awesomepeoplehangingouttogether:
Nelly van Doesburg, Piet Mondrian, and Hannah Höch, 1924
Alain Delon
korkuyu kapışır taşlar
karanlık kendine çekince perdeyi
göz hüzünle odayı kapar
el uyur ve akvaryumda balık
resmi çekilmiş nehir
böyle bir çiçek vardı
rüyadaki geçit büyüyüp büyüyüp
büyüyüp büyüyüp büyüyüp
espası bir tek gecede
ezip el tutan
alnını bütün bir duvara dayıyan
ve sesleri bir orman büyüklüğünde
güneşe yol yapan çocuk
güreşip bütün gelişleriyle
gecikmiş bir deniz feneri
saati yalvarır hızla
şafağı çoğaltır kan akan damar
adım zorlar kapıya çağrılan
en korkulan gerçeği
bir boyun eğişle girilen
böyle bir çiçek vardı
kılcal kökleri
çağın sarsıntı duvarlarından
burası bir adam
bir aşk çapında
bir çeşit hapishane tutulan
akıp giden su uyanınca adam
suyu geçmek isteyen karınca
bir taşın alevinden basarak ellerine
kaçınca adam
bırakmaz eşyasını da uykuda.
Cahit Zarifoğlu
Marcel Duchamp by Stieglitz
“…kendisinden daha dun ayrilmis gibi taze bir hasret duydum. kaybedilen en kiymetli esyanin, servetin, her turlu dunya saadetinin acisi zamanla unutuluyor. yalniz kacirilan firsatlar asla akildan cikmiyor ve her hatirlayista insanin icini sizlatiyor. bunun sebebi herhalde, ‘bu boyle olmayabilirdi!’ dusuncesi, yoksa insan mukadder telakki ettigi seyleri kabule her zaman hazir.”
Sabahattin Ali / Kürk Mantolu Madonna
her şey çok kolay oldu. ne sızlandım ne de ağladım! ani bir ölüm ya da kalp krizi gibi kolay. bütün şehir üstüme gelecek, dünyam yıkılacak sanırdım ama olmadı. bitti işte. bir süre giden gelenler oldu. beni anlamaya çalıştılar. bir işe yaramadı. sıkıcı ve kasfetliydi. bazan bütün gün yorganı başımdan aşağı çekip uyudum. bazen de ucuz filmler seyrettim. günler böyle geçip gitti. şimdi iyiyim. sen utanç gecelerinde, ben burda. hepsi bu kadar, sonrası yok. unuttum gitti geberik. unuttum gitti, unuttum gitti.
Nazan Öncel / bırak seveyim rahat edeyim.
JohN Lennon & Yoko Ono
”bereket versin, anadolu’nun bu yalnız kendisine mahsus dertleri yanında bunların gene yalnız kendisine mahsus çareleri vardır. bunlardan en birincisi ‘rakı’dır.”
Sabahattin Ali
Saçlarında şimşek parçaları, dilinde kırağı,
Sen kimin yetimisin,
Kimi bekliyorsun durduğun yerde?
Sağır bir günün sonunda dilsiz bir gece
Sarıp sarmalıyor seni,
Gökyüzü gıcırtıyla kapanıyor üstüne.
Bak ömrün yarılandı,
Karanlığı kullanmayı öğrenmelisin.
Yazısı akmış ıslak bir sayfa elinde,
Yara bere içinde morarıyor şiirlerin.
Artık tutunacak kimsen kalmadı,
Nasıl biliyorsan öyle düğümle zamanı.
Bütün ölümleri gör,
Birini evlat edin kendine.
Oysa sen, boş bir kabın taş darası.
Yine de denkleştirip gidiyorsun hayatı.
Tuzağa yem, hançere bağ oluyorsun.
Zehire katıyorlar seni, şair ne duruyorsun
Gemilere bin, trenlere atla.
Kimsenin umursamadığı, hiçbir işe yaramayan
Kaldır şu gereksiz tanıklığı ortadan.
( … )
Metin Altıok
“en yakın yabancı sendin,
daha sürülmemişken ışığın biberi
yaramıza,
yaslanırken boşlukta duran bir merdivene
henüz.
güzdü sonsuz bir çöle takılan bakışımız,
ilkyaz derken -kışı gözden kaçıran
yüzlerce eller yukarı, saygı duruşlarımız
en güçsüz kollarla-
çözüldü aşkın zarif ilmeği
bulandı aynalar duruluğu.
çok gizli bir doğru gecenin toyluğunda
bilmedik çekenin yanlış bir uzaklık
olduğunu…
yabancıların en yakınıydın sen!”
Nilgün Marmara